07 Haziran 2017

Bir ekranın içinde yaşıyoruz


Alışmak bir topluluğun en büyük kusurudur. Fakirlik yüzünden çocuklarını yetiştirme yurduna veren anne haberlerine alışırsınız; borçları sebebiyle cinnet geçiren adam haberlerine alışırsınız; şehit haberlerine de alışırsınız. Bütün bunlar, günlerin içinde olup biten öylesine hadiseler haline gelir. Ama bu kadar değil! Alışmanın bir de dili ve sunumu vardır. Bütün bu haberler karşısında hangi cümleleri kuracağınızı, nasıl bir beden dili takınacağınızı iyi bellemişsinizdir. Böyle durumlar yabancılaşmanın ve insani yarılmanın son merhalesidir. Başka bir deyişle hayat profesyonelleşmiş, aç kalmaları gerekenler aç kalmaya, ölmesi gerekenler ölmeye, onlardan bahsetmesi gerekenler de onlardan bahsetmeye başlamışlardır artık. Bir anlık bir duygulanmanın ardından herkes işe gönderilir gibi açlığının, ölümünün ve rehavetinin başına gönderilir. Biraz dikkat kesilenler fark edecektir ki uzunca bir süredir sahici bir hayattan çok bir ekranın içinde yaşıyoruz. Görüntü değişir değişmez, hafızamızla beraber yeni olaylara göç ediyoruz. Üzerinde derinleştiğimiz, acısını çektiğimiz, tefekkür edip dertlendiğimiz meselelerimiz yoksa hayatı nasıl tecrübe edebiliriz?

Oysa hayat ekranlara, iyi halli iftar sofralarına, bürokrat odalarına sığmayan o dev gövdesiyle bir yerlerde devam ediyor işte! Şimdi, bilmediğimiz bazı dağlarda bazı çocuklar, namlularının ucundan iri bir karanlığı gözetleyip duruyorlar. Doğudan batıya taşınan her kara haber, annelerin yüreğini ağızlarına getiriyor. Onlar için bu haberlerin bambaşka bir akışı ve anlamı var. İlkin şehir, ardından da şehit isimlerini takip ediyor, büyük bir endişeyle ölüm listelerinin açıklanmasını bekliyorlar. Belki de en iyi onlar anlıyor birbirlerini; içlerinden hiç biri, ölmemiş oğlunu ölmüş oğullardan ayırt edemiyor. Onların tedirgin kapılarını çalmayan acının şu an bir başkasının kapısını çaldığını biliyorlar. Bu acı, ekranlarda bir süreliğine görünüp kaybolan acılardan değil, bunu da biliyorlar. Gövdenin içine yerleşen; anneleri, çocukları ve eşleri bir ömür boyunca mezar başına götüren, her yeni şehit haberiyle birlikte teri silinen bir acı. O akşam, hepimizin unutacağı ama sahipleri tarafından hiç akıldan çıkmayacak on üç acı daha indi dağlardan. Öncekilerden ve daha öncekilerden hiçbir farkı olmayan…

Ali Ayçil
(Gerçek Hayat, 5 Haziran 2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.