30 Haziran 2017

Müslüman görünmek mecburiyetinde kalanların sızlanışı


Karadenizliyi asmadan önce son sözünün ne olduğunu sormuşlar. Şunu söylemiş: “Bu da bana bir ders olsun”. Karadenizli hesabına büyük terakki desek yeridir. Asılarak idam edilmekten ders çıkaracak bir seviyeye ulaşmak az şey değil. İnsanın ölümden öğrendiğini diğer başka bir şeyden öğrenebilmesinin yolu bulunamadı. Ölümü askıya alıp ele geçecek olanca imkânın dünya hayatı sırasında yani dünyada eğlenilen müddet zarfında tüketildiği fikrine sarılan herkes kendi kaderinin cahili kalacaktır. Kaderinden bir şekilde haberdar olmak ancak tevekkülle yani emniyet sahasını Allah’a terk ile mümkündür. Bu sebeple küfrü imandan öldükten sonra başa geleceklere atfedilen nazarın ayırdığına şahit oluruz. İmanı ahiret yurdunun hayrına iman edişten kopuk bir şey sanıp dünya düzeni oyunundaki kurucuların tevzi ettiği role soyunanlar yüzlerinin yitip gitmesine aldırmayacak ve maskelerini çizdirmemenin zevkini çıkaracaklardır. Çocukluğumuzda bizler Türk çocukları olmamız hasebiyle çok dik bir yokuşta kızak kaydığımız sırada ve giriştiğimiz kavganın yumruklaşma safhasına ulaştığımızda “Başım gözüm Allaha emanet” derdik. Yaptığımız işin haklılığına kanaat getirişimiz başımızı gözümüzü Allah’ın korumasındandı.

“Yumurtanın sarısı 
Gitti çükümün yarısı”. 

Cumhuriyetin ilânı akabinde Müslüman görünmek mecburiyetinde kalanların sızlanışı bu ifadede yerini buluyor. Sakarya Meydan Muharebesi’nin mağlupları mağlubiyetlerinin acısını biz galiplerin değerlerini gözden düşürerek çıkarmağa çalışıyor. Tuzaklara düşüyoruz. Oysa akıldan çıkarmamak gerekir ki, çiğ yemediği için karnı ağrımayanlar tarihin bir uğrağında Türk topraklarının sünnetle hayat bulduğu vakıasının mümessilidir. Karın ağrısı çekenler Türklerin sadece bu toprakların hâkimi değil; aynı zamanda bu toprakların aslî unsuru olduğu kavrayışını sinsice kemirmekle meşguldür. Türk topraklarına ısrarla sahip çıkanlar Müslüman çocuğu olarak sünnet edilmenin bir kere daha doğuşu, erkekliğin sahicilik istikametindeki tecessümü vesilesiyle varlık kazandığını bilenlerdi. Modernleşmeyi fırsat bilip Türklerin elinden topraklarını alma derdine düşenlerin önce Türk çocuğuna mahsus tekemmül şartlarına musallat oluşu barizdir. Sünnet olan çocuğun çükünün yarısının gittiğini söylemek beklenilen zaman içinde yıpratılmış bir şahsiyeti muhatap almak isteyenlerin marifetidir. Karşılarında kendinden emin Türk çocuğu görmek istemeyenler ruhî gelişimin her sahasında tedbirler aldı. Sünnet olmanın Türk çocuğunu kusurundan arındırdığı fikrini tarihe gömdüler. Zamanında ne demiştik biz? Kusura sünnetçi bakar. Sünnetçi kusurun icabına bakar. 

İsmet Özel
(İstiklâl Marşı Derneği, 30 Haziran 2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.