11 Temmuz 2017

Hiç bir şey üretemeyen dondurulmuş zamanlarda yaşamak


Dünya Müslümanlığı bugün, Batı uygarlığının ürünü olan bir düzende, bu düzenin kavram ve kurumlarıyla bütünleşerek, bu düzeni, kavram ve kurumlarını içselleştirerek yaşıyor. Anlaşılması ve gerekçelendirilmesi mümkün olmayan sözünü ettiğimiz bu içselleştirme/özümseme sebebiyle, İslamın bir dünya görüşü olarak, bir dünya düzeni olarak yerinden edilmiş olması konusu, her nasılsa hiç bir kesimde farkedilmiyor. İslamın yerinden edildiği, bir dünya görüşü, hayat, siyaset, hukuk tarzı ve ekonomik bir sistem olarak belirleyici iradesinin bütünüyle elinden alındığı, yalnızca bir maneviyat biçimi olarak yaşamasına izin verildiği bir dünyada, Müslümanların kendilerine özgü bir siyaset, hukuk, ekonomi ve kültür felsefesi oluşturma çabasına girişmeden sadece ‘yeni bir medeniyet tasavvuru’nu gündemde tutuyor olmalarının büyük bir tutarsızlıktan ibaret olduğunu bilmek gerekir. Toplumlarımızın her şeyden önce entelektüel/felsefi yoksulluğu/mahrumiyeti aştıktan sonra medeniyet tasavvuru söylemini gündemlerine almaları icabeder.

Her popülizm, yalnızca romantik/ütopik sayıların çoğalmasına hizmet eder. Düşünmeyi, anlamayı ve bilmeyi reddeden dondurulmuş bir zihin dünyası, yaşama sevincinin, üretme sevincinin ne demek olduğunu bilemez. Hiç bir şey üretemeyen dondurulmuş zamanlarda yaşamak, her şeye maruz kalmak anlamına gelir, yaşamak anlamına gelmez.

İslami bağlamda, kavramsal, kurumsal bir dil-yapı-model-çerçeve üretemiyorsak, bağımsızlık ve özgürlük iddiasında bulunamayız. Özgürlük ve bağımsızlık, niteliksel farkındalıklarla başlar. Geleneğe, muhafazakârlığa körü körüne bağlılık, niteliksel farkındalığa sahip olmamıza izin vermiyor. Bu nedenledir ki, hepimiz doğuştan yabancılaştırıcı bir zihinsel ortamda hayata başlıyoruz. Genç kuşaklar, doğuştan yabancılaşarak hayata katılıyor. Zihinsel tembellik, zihinsel meskenet, bağnazlık, sıradanlık, kuşaktan kuşağa geçen zihinsel bağımlılıklar oluşturuyor. Bu bağımlılık sebebiyle, toplumsal, siyasal, kültürel varoluşun parçalanmasına engel olamıyoruz. Bu bağımlılık sebebiyle, kendi varoluşsal değerlerimizi, inançlarımızı, dünya görüşümüzü somut bir gerçekliğe dönüştüremiyoruz.

Atasoy Müftüoğlu
(Yenişafak, 10.07.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.