27 Ağustos 2017

Osmanlı mahalle sistemine ancak mahalleden birinin kefaletiyle girilebilir

Başörtülü yazarlar bazı makalelerinde "mahalleye geri dönmeliyiz" fikrini işliyor. Diğer yandan kadının aktif-özne olmasını savunuyorlar. Bu iki istemin birbiriyle çelişik olduğunu Osmanlı mahalle sistemi hakkında biraz araştırma yapan her akademisyen bilmek durumundadır.

Osmanlı mahalle sistemine ancak mahalleden birinin kefaletiyle girilebilir. Mahalle sistemi erkek olsun kadın olsun özneliği silmektedir. Yani mahalleye malı-mülkü olan giremez. Kefaleti kabul edilen bir kefille mahalleye girilebilir. Mahalleye girmenin bir bedeli var. Ör:mülkiyeti öncelikle komşunuza-mahalle sakinine satmaya mecbursunuz. Aksi halde ön-alım davası açılır. Osmanlı Mahallesinin giderleri için avarız akçası ödemeye mecbursunuz. Osmanlı mahallesi cemaattir. Yani özne kimlikler mahalle kimliği içinde erimek zorundadır.

Mahalle sisteminde Batılı İnsan Hakları Teorisi işlemez. Örneğin suçların şahsiliği yoktur. Faili meçhul hırsızlık halinde ahali bedeli öder. Oysa Türkiye'de başörtülü kadın yazarlar insan hakları teorisini savunmaktadır. O halde "mahalleye geri dönelim" söylemi çelişkilidir. Mahalleye girebilmek için gereken kefalet çok ağır bir yükümlülüktür. O kişinin her malî-ahlâkî-dinî amel ve niyetine kefalet verilir. Bugün müslümanlar bırakın kefil olmayı, birbirlerine borç bile veremiyor. O halde "mahalleye geri dönmek" nasıl olacak?

Bursa kadısına 1577 tarihli bir emirde "her mahallenin imamına tenbih edesin ki mahallinde kefülsüz kimesneyi temekkün ettirme" yazılmış.

Kefalet sağdan-soldan-aşağıdan-yukarıdan 40'ar hane arasında gerçekleşiyor. Bu durumda hane başına 6-7 kişi yaklaşık 1000 kişi. Bu bin kişi mahalleye kim girdi, ahlakı nasıl, ne iş yapar gibi soruları soruyor. Çünkü o ailenin kusurunun maddi sorumlusu mahalle sakini. Böyle bir mahallede kimse özne olamaz: "Bedenim bana ait" diyemez. Çünkü mülkiyetin dahi sana ait değil. Bu durumda insan hakları ve mülkiyet-toplumsal sözleşme çalışan başörtülü kadın yazarların Osmanlı hukuku bilmediği ortaya çıkıyor.

Osmanlı mahallesine girmek onun ibadetine, inancına, kültürüne dahil olmak anlamına gelmektedir. Mahalle sakinleri mahallenin bekçisini, temizlikçisini istihdam ettiğinden içlerine karışmasına izin verdikleri kimseden azami riayet bekler.

Mahalle, birlikte gülen, birlikte ağlayan, birlikte kazanan, birlikte ibadet eden cemaatin bireyler üstü ortak yaşamı alanıdır. Oysa başörtülü kadınların özneleşme-özgürleşme talepleri koca-baba-oğullar (erkekler) karşısında dahi "biz" değil "ben" demeyi öne çıkarır.

Lütfi Bergen
twitter.com/BergenLutfi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.