27 Eylül 2017

Eğitilmek için doldurulduğumuz okullarda hepimizi mahvettiler


Günlerden Pazartesi. Daha uyanır uyanmaz karşıdaki okul müdürünün merdiven başından ya da kürsüden yaptığı konuşmanın sesi odamın içine kadar geliyor. Sözcükleri tane tane duyamıyorum ama buyrukçu ses duvarlara çarpıp duruyor. Bir öğrenci olmadığım halde bu içe işlemiş, korkularımızın orta yerine kurulmuş ses beni tıpkı çocukluğumda ve gençliğimdeki gibi huzursuz ediyor. Sanki okula geç kalmışım da azar işitiyorum. Yataktan doğrulup bir süre odanın içinde telaşla dolaşıyorum, konuşma uzadıkça asabiliğim daha da artıyor. Arsız bir konuşma bu; mekanik, ruhsuz, anlayışsız, hakikatten, mevsimlerden, pınarlardan, sokak aralarından, ev içlerinden, ergen ıstıraplarından nasibini almamış güçsüz bir adamın konuşması. Şu anda bir okul müdürü olarak nutuk çeken küçük devlet memurunun histerisi bütün odayı kaplıyor. Ve ben de onun sayesinde hiçbir şüpheye yer bırakmayan bir gerçeği kendime itiraf etme cesareti buluyorum: Eğitilmek için doldurulduğumuz okullarda hepimizi mahvettiler. Şu ya da bu oranda mahvolduk; orada ancak hasar kadar başarılı sayıldık ve hakkımız olan hasar diploması elimize tutuşturulmadan da mezun edildik. Bütün o Halil’ler ve bütün o Hasan’lar yani gelecekteki mühendisliği değil şuracıktaki tamirhane çıraklığını tercih edenler de ağız dolusu küfürleri, dillere destan sevdaları, arabesk şarkılar eşliğinde yaptıkları resmi geçitleriyle bir hasara maruz kalmadıklarını defalarca ispatlayıp durdular…

Artık dönüp de ruhumuzu geri isteme şansımız yok. Onu bir ilkokulun sınıflarında, bir ortaokulun telaşlı zil seslerinde, bir lisenin sıralarında parça parça harcayarak buraya kadar geldik işte. İşte ben, şimdi evimin odalarından birinde, karşıdaki küçük memurun kendisine ait olmayan bir sesle, Tanrı’nın ülkesinden devletin ülkesine zorunlu göçe tabi tutulmuş ergenlere yaptığı konuşmayı dinliyorum. Bazı sözcükler seçiliyor ya da hafızam onları getirip bu konuşmaya ekliyor: “Gençler. Gençler. Müdürünüz konuşuyor, iyi dinleyin.” Ve benim iç sesim: Belki de mağdurumuz konuşuyor. Ama bir iç sesten daha fazlasını da söylemek lazım. Derdim, sırf modaya uymak için her ağzımızı açtığımızda eğitime, eğitim sistemine muhalefet etmek değil. Türkiye’yle ya da herhangi bir ülkeyle de sınırlı değil. Ben hâlâ çok basit bir soruya takılmış duruyorum: İnsanı bir okul kapısından içeriye girince huzursuz eden, ona geçici bir hapishaneye giriyormuş duygusu yaşatan nedir? Bir hasar diploması verilseydi, can sıkıntısı dersinden kaç aldığımızı da öğrenmiş olacaktık…

Ali Ayçil
(Gerçek Hayat, 25.09.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.