14 Kasım 2017

Bahçede gezinen alnı aydınlık insanlar


Hep bir bahçe düşünürüm. İlerde, doğuda, tepesi karlı mavi ve yüksek dağlar. Bahçede gül çitleri. Gerçek doğu gülleri. İğdeler. Havuz. Suya düşen badem çiçekleri, yapraklar. Pembe şeftali çiçekleri, beyaz erik çiçekleri. Ağaçlar altında masalar. Beyaz örtülü masalar. Masalara düşen ağaç gölgeleri. Kuş esintileri, gül kokusunun merhabası. Bahçede gezinen alnı aydınlık insanlar. Masalarda oturup bir şeyler yazıyorlar, sonra güneşe bakıyorlar. Kitap hışırtıları, az ve yavaş konuşmalar. Ne üzüntü çığlığı, ne neşe kahkahası. Sabah rüzgârı esintisi ve bahar.

Bu tablo benim dağımdan bir parçadır. Tabiatla insanın kaynaşmasında altın oran. Büyük şehirlerin insan hadımlaştıran etkisinden kurtulmuştur. Köyün, insanı tabiat içinde eritişinden arınmadır.

Bu tabloda insan yaniden doğacaktır. Adeta ölmüştür de dirilecektir.

İnsan köyden büyük şehire niçin gitmiştir. Daha doğrusu büyük şehirler kurmak zorunda kalmıştır?

Sezai Karakoç, Mağara ve Işık
(Diriliş Yayınları)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.