13 Kasım 2017

Canlı olduğu yaşam ile ölü olduğu yaşam


Geçmişle ilgili şöyle anılarımız olabilir: Yaşama ve ölme şansımızın eşit olduğu bir araba kazası örneğin. Doğal olarak, bundan söz eden kişi hayatta kalmayı tercih etmiştir, diğeri de ölmeyi. Aramızdan biri, bu tür bir kavşağın önünde her bulunuşunda önünde iki evren vardır. Bu evrenlerden biri, kişi orada öldüğü için her tür gerçekliğini yitirir; buna karşılık, hayatta kalmayı sürdürdüğü için diğer evren gerçek olarak kalır. Ölüden başka bir şey olmadığı için evreni terk eder ve hâlâ canlı olduğu diğer evrene yerleşir. Böylelikle iki yaşamı olduğu söylenebilir: Canlı olduğu yaşam ile ölü olduğu yaşam. Bu iki yaşam arasında, bu kadar önemsiz bir ayrıntıya bağlı olan çatallanma bazen öylesine naziktir ki, insan mukadder olayın başka bir yerlerde sürüp gittiğine inanmadan edemez. (Nitekim, sık sık rüyalarda ortaya çıkar ve bizler bu olayı en son anına kadar yeniden yaşarız.) o halde bu seçenek pek de hayalî sayılamaz; zihnimizde vardır ve koşut bir varoluş sürdürür. Bilinçdışından da söz edilemez, çünkü sözkonusu olan şey bastırım ya da bastırılmış olanın geri dönmesi değildir.

Jean Baudrillard, İmkânsız Takas
(Çev: Ayşegül Sönmezay, Metis Yayınları)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.