20 Aralık 2017

Fakiranelerinde fakirce yaşayan, alçakgönüllü ve çalışkan insanları var dünyanın


Kafka’nın Gregor Samsa’sı, kafa sesiyle tıpı tıpına şöyle düşünür: “Ailesi, dünyanın fakir insanlardan beklediği her şeyi yerine getiriyordu” (Gülperi Sert çevirisi, T. İş Bankası Yayınları) ya da belki şöyle: “Dünyanın yoksullardan beklediğini onlar fazlasıyla yerine getiriyordu” (Vedat Çorlu çevirisi, İthaki Yayınları). Eninde sonunda dünyanın yoksullardan bir beklentisi olduğunu; Gregor Samsa’nın babası, annesi ve kız kardeşinin bu beklentiyi sınıfsal konumlarına yakışır bir çalımla, hem de fazla fazla yerine getirdiğini biliyoruz. Baba, banka memurlarına kahvaltı taşır; anne, başkalarına dikiş dikerek kendini tüketir; kız kardeş, müşterilerin arzularına göre koşturup durur. Başkaları için, diğerlerinin ihtiyaçlarını, arzularını gidermek için durup dinlenmeden, çalışırlar. Bu uyum, dünyanın beklentisi ile yoksulun, böğrünü kolaya alıştırmama azmi arasındaki uyum yani, ürpertici. Çünkü adaletsiz dengeye, “dünyanın dengesi bu/böyle”deki içeriğe bir kesinlik katıyor. Dünya bekleyecek; yoksul, yoksulca davranacak. Bir tür derviş edasıyla, kabulüyle belki. Yoksulluk, sadece yoksunluğu, güçlüğü, imkânsızlığı ya da idare etmeyi değil; –iyiden iyiye alışkanlık kazanmış bir beklentiyle– bünyesinde göz tokluğunu, gönül zenginliğini ve bilgeliği barındıran fakirliği, fakir gibi yaşama halini de kapsayan, çeperi geniş bir sözcük. Fakiranelerinde fakirce yaşayan, alçakgönüllü ve çalışkan insanları var dünyanın.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısında sarf ettiği “işçi (ve işverenden) fedakârlık bekliyoruz” cümlesi, en çok dünyanın yoksullardan beklentisini kendinde hak görerek hatırlattığı; (böylelikle bir anlamda) yoksullukta bir sabit, değişmeyen ve değişmeyecek bir öz bulduğu ve bu öze göz diktiği için ürpertici: Yoksul, fedakârlık yapabilendir. Zaten yoksun olduğunuz şeyden kısmak mümkün değil gibi görünebilir ama yoksul, hiç sahip olmadığından da kısmayı becerebilen, idareli kullanabilen, idare etmek orda dursun –her koşulda hayatta kalabilendir. Mesela yoksul çocukların bedenleri gıda/enerji yoksunluğunu, tasarruf dönemine girerek; büyümekten tasarruf ederek karşılıyor. Filmlerde ve öykülerde ölebilirler tabii fakat hangimiz garip değiliz ki? Bu nedenle konu asgari ücret ya da para bile olmayabilir. Konu, belki de Gregor’un bir çırpıda söyleyiverdiği “her şey”dir, yoksulluktan ve yoksulluğa dair olandan beklenen sonsuz rızadır? Yoksulun işe yarar olması gerekir. İnşaat iskelelerinden maden ocaklarına, atölyelerden ev içlerine radikal emekleriyle; dizi filmlerinde mecaza indirgenen, incelikle anlatılan hayat hikâyeleriyle işe yaramalı yoksullar.

Sema Aslan
(Birikim, 16.12.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.